Sevgi ilişkilerinde kıskançlık: Tehlikeli ve güzel-I

1 Değerlendir

Etiketler: aşık olmak | güzel | kıskançlık | sevmek | tehlikeli

Kıskançlık: Hem güzel hem tehlikeli... Güzel, çünkü özellikle âşık olduğumuzda, yoğun duygularla dolup taştığımızda tavan yapar. Duyguların en tatlısında -sevdiğimizde- sessiz sedasız, durduğu yerden, "ben buradayım" diye seslenir. Hemen tüm sevenler kıskançlık krizine girer, az çok. "Seven insan kıskanır" denir.

Tehlikeli, çünkü yoğun kaygının ikizi. Kaybetme korkusunun diğer adı. Cennetteki cehennem gibi. Tatlı bir ilkbahardaki ayaz gibi. İçin için yanan kömürün içindeki ateş gibi. Shakespeare'in Othello'sunda yazdığı gibi; "Kıskançlık, beslendiği avla oynayan yeşil gözlü bir canavardır."

Kaybetmekten korkmayan yok gibidir. Özellikle değer verdiklerimizi, bağlandıklarımızı, sevdiklerimizi, önemsediklerimizi. Kaygı, kendi varlığımıza ve sevdiklerimize yönelik bir tehdit algısıyla baş gösterir. Bir alarm işaretidir. Tehdit ya gerçektir, hemen yanı başımızdadır. Üzerimize gelen bir araba, başımıza dayanan bir silah gibi. Ya da hayalîdir, vehmîdir. "Ya olursa" biçiminde, olabilecek ama olmamış, muhtemel bir durumdur.

Kaybetmekten korktuğumuz bir sevgi ilişkisi de gerçeği ya da hayali kaybetme kaygısına dayalı olarak kıskançlığı tetikler. Aşk ne kadar parlaksa onu kaybetmenin gölgesi de o kadar karanlıktır. Ya başkasına gönlü kayarsa? Gerçekten en sevdiği ben mi oldum? Neden bir başkası ona bakmıştır? Niye başkasıyla konuşmuştur? Neden öyle gülümsemiştir? Dün niye aramamıştır? O halde kıskançlık, bizim için önemli bir insanı başka bir kişiye kaptırma kaygısından doğan zor bir halin içine düşmektir. Hadi, kaybetme olmasa bile sevdiğimiz kişiye başka birinin bizim baktığımız gözle bakması durumunda hissedilen duygudur.

Kıskançlığı ahlaki bir hüküm olarak dile getirmek oldukça yaygınsa da aslında dert edilen ahlaki bir durum değildir. O, ailesiyle (anne, baba, kardeşleri) yemektedir. Bir ara ararsınız. Sesi mutlu, mesuttur. Neşelidir. Sonrasında attığınız mesaja hemen cevap vermemiştir. Deli divane olur, odanın içinde bir yukarı bir aşağı dört dolanırsınız. Gözünüzü telefondan alamazsınız. Bir "bip" sesiyle uyanırsınız. Beklemekten gına getiren o mesaj gelir. O da ne. Canınız sıkılır. Her zamanki gülücük işareti neden yoktur? Mesajı görmez, gülücük işaretinin olmayışına takılırsınız. Göğsünüzde bir alev topu. Bir şeyler ters mi gidiyor? Mesajın gelmemesi bir dert, gelmesi ayrı bir derttir.

Aslında, o an, o da sizi düşünüyordur. Sizden gelecek bir mesajı beklemekte, yemekte dalıp dalıp gitmektedir. O da sizin yolladığınız mesajda gülücük işaretinin neden olmadığına takılmıştır. Yoksa sevginiz mi azalmıştır? Zaten her akşam ararken o akşam aramamışsınızdır. Yoksa?..

"Yoksa sevgisi mi azaldı" kaygısı midenize oturur. Eskiden daha neşeliydi. Şimdi yüzü pek gülmüyor. Eskiden gelecekten konuşurdu. Şimdi çoğunlukla susuyor. Yoksa? Yoksa başkası mı var? Ya da sevgisi yokuş aşağı yuvarlanmaya mı başladı? Yok öyle bir şey diye kendinizi ikna edersiniz. Bir süre rahata erersiniz. Çok uzun sürmeden kaygı geri döner. Zihninize bir virüs girmiştir. Sorarsınız. "Yok," der. Bir daha sorarsınız. "Yok öyle bir şey" der. İçiniz içinizi kemirir. Bir kurt düşmüştür içinize. Yavaş yavaş beyninizi yiyen bir kurt: "Bir başkasına âşık olacak, beni bırakacak ve yalnız kalacağım."

Kaynak: Mustafa Ulusoy - Zaman

Powered by Web Agency
 

Bu yazıya 0 Yorum yapıldı.

Yorum yapmak ister misiniz?


    • >:o
    • :-[
    • :'(
    • :-(
    • :-D
    • :-*
    • :-)
    • :P
    • :\
    • 8-)
    • ;-)



    Yeni bir harf grubu için tıklayınız.