Aktif Ziyaretçiler

Şu anda 87 konuk çevrimiçi
Banner Campaign

Siteiçi Arama

Röportaj Tweetleri

Deniz Ülke Arıboğan: '' Çocuğuma biberonla süt verirken bir yandan kitabımı yazabiliyordum."

6 kişi tarafından değerlendirildi.
Cumartesi, 11 Ekim 2008 20:23

Her ne kadar Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Mahir Kaynak'ın kızı olarak tanınsa da kendisi boş değil, bilakis bilgi küpü. Akademisyen kimliğiyle adından sıkça söz ettiren, sporcu, bir dönem için milletvekili adayı, 'cumhurbaşkanı olacak kadın' diye yakıştırmalarda bulunulan iki çocuk annesi: Deniz Ülke Arıboğan. "Çocuğuma biberonla süt verirken bir yandan kitabımı yazabiliyordum. Üstelik geleneksel bir anne olarak büyüttüm onları; ayağımda da salladım, evde yemeğimi de kendim pişirdim." diyor.

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü birinci sınıftayım. Yıl: 2000. Dersimiz, uluslararası ilişkilere giriş. Yer bulmakta zorlandığım tek ders. Ama herkesin telaşı dersten ziyade öğretmen Deniz Ülke Arıboğan için. Dersi ‘kapalı gişe’ olan, eğlenceli, öğrencilerini farklı fikirleriyle besleyen ve bugünün Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Deniz Ülke Arıboğan’la ayrı bir heyecanla buluşuyorum.

Türkiye’nin 9. kadın rektörü, bir dönem milletvekili adayı, Erkan Mumcu’nun ‘Cumhurbaşkanı olacak kadın’ dediği kişi ve güzel, esprili... Tüm bunları kendinizde toplamışsınız...

Akademisyenlik, kimliğimin tamamlayıcı parçasıydı. Hep öğrencilerle bir arada olmayı, akademik çalışma yapmayı, yeni düşüncelere yelken açmayı sevdim. Bir dönem siyasete girmeyi düşündüm, çünkü Türkiye’de alternatif oluşturmaya katkım olsun istemiştim ama hareket (Demokrat Parti) dağılınca çekildim. Cumhurbaşkanlığı için düşünülmek çok onur vericiydi. Şimdi de bir rektörüm.

Akademisyen giysisi, aslında pek de oturmuyor size?

Sanıyorum en genç rektör benim şu anda. Belki hem kadın hem genç olmam itibarıyla dikkat çekiyorum. Ama ben hep çok neşeli ve sıcakkanlı biriydim. Bulunduğum makamlar bunun önüne geçmez. Dersleri de çok eğlenerek yaparız. Dersi ders olmaktan çıkaran bir hocaydım her zaman. Dünya üzerindeki farklı renklere öğrencilerimi aşina kılmaya çalışırdım. Çok renklilik ve çok seslilikten yanayım. Artık her mevkide, her sektörde farklı insanlar görmeye alışmalıyız.

Türkiye’de kadın bir rektör olarak misyonumun olduğunu düşünüyorum, diyorsunuz. Nasıl bir misyon bu?

Türkiye’de 100 küsur üniversite var, sadece 9’unun rektörü kadın. Akademisyen olarak bakıldığında kadroların yüzde 30’u kadınlardan oluşuyor ama idari kadrolarda daha tereddütlü davranılıyor. Kadın rektörler olarak misyonumuz, kadınların da iyi yöneticilik yapabileceklerini ispatlayabilmek. Kadın figürünün üniversitede bulunması Cumhuriyet değerlerini temsil etmek anlamında da çok önemli.  

Bahçeşehir Üniversitesi’yle birlikte hayatınızda neler değişti?

5-10 yıl önce akademisyenler olarak çok kolay karar verebildiğimiz bir şey değildi devlet üniversitesinden vakıf üniversitesine geçmek. Şimdi vakıf üniversiteleri oturdu, ciddi yatırımlar yaptı, çok kaliteli öğrenciler almaya başladı. O yüzden şu an vakıf ile devlet üniversitesinde çalışmak arasında çok büyük fark yok. Hayatımda değişen en önemli şey, aileme ayırdığım zamanın azalması oldu. Ama çocuklarım büyüdüğü için (oğlum Ahmet 20, kızım Sena 14 yaşında) içim rahat, kendimi işime adayabiliyorum.

Rektörlüğe atandığınızda ne düşündünüz, tereddütleriniz var mıydı?

Hiç tereddüt yoktu. Ben her şeyi yapabileceğimi düşünürüm. Rektör olduğumda da ‘en iyi rektörlük nasıl yapılabilir’ diye düşünüp harekete geçtim. İlk önce ekibimi oluşturdum. Uzun yıllar basketbol oynadım. İyi bir takım kurmadan maç kazanmanın mümkün olmadığını bilirim. 

Sporcu kimliğinizin faydalarını da gördünüz...

Takım sporuyla uğraşmış olmam, başarımın en belirleyici kriterlerinden biri. Yenilgiden hiç rahatsız olmam, galibiyetlerde de kendimi kaybetmem, hep bir sonraki maça hazırlanırım. Tükenmeyen bir rekabet ruhu vardır bende. Benim için her gün yeni bir maçtır.

Her gün yeni maça hazırlanmak zor değil mi ?

Zaten çok sakin bir insan değilim. Aynı anda 8-9 tane işle uğraşırım. 3-4 kitabı birden okurum. Aynı anda iki makale yazarım.

Akademisyenliğin size uygun olduğunu ne zaman, nasıl fark ettiniz?

Akademik kariyere yönelmemde annemin çok etkisi var. Annem hep akademik düşündüğüme inandı, çünkü hiçbir şeyi sorgulamadan kabul etmezdim. Ders çalışırken bile ezberci olamadım, hep altyapısını, tarihsel süreçlerini analiz etmeye çalışırdım. Ayrıca babam akademisyendi, dostları hep akademik çevredendi, böyle bir ortamda büyüdüm. Bunun çok etkisi oldu.

‘Babama benzemekten ve onunla aynı alanlarda uzmanlaşmaktan kendimi hep sakındım’ diyorsunuz. Neden bu ihtiyacı duydunuz?

Babam bir akademisyen ama aynı zamanda hayatının belli dönemlerinde farklı işlerle uğraşmış. Milli İstihbarat Teşkilatı’nda çalışmış ve bunun olumsuz sonuçlarıyla da yüzleşmek zorunda kalmış. Bu nedenle onun hayatını bir daha yaşamak istemedim, daha farklı bir hayatı tercih etmeye çalıştım. Babam benim ilk hocamdır. Düşünme sistematiğimi bana veren, nasıl düşünmem gerektiğini öğretendir. Bir süre sonra alanlar kesişti, hâlbuki ben uluslararası ilişkiler, o ise ekonomi hocasıydı. Yıllar içinde giderek aynı noktalara yaklaşmaya başladık gibi geliyor.

Babanızın MİT ajanı olduğunu öğrendiğinizde neler değişti sizin için?

Kolay değildi; çünkü MİT ajanları Türkiye’de çok pozitif algılanmıyordu. Sürekli kendinizi sorgulayıp, güvenilir olduğunuzu insanlara ispat etmek zorunda kalıyordunuz. Ama hepsi de aşılabilen konulardı, çok da fazla problem yaşamadım.

Peki Mahir Kaynak’ın kızı olmak neler kattı size?

Çok şefkatli, sevimli ve akıllı bir insan. Neredeyse hiç bulunmayan bir zekâya sahip. Babam bambaşka bir perspektifle olayları açıklıyordu. Bu, doğrunun bir tane olmayabileceğini görmek açısından çok önemli bir başlangıçtı benim için. Gerçeğin bir tane olması halinde bile, ona bakan insan kadar doğrunun olduğunu bilirim. Kendi fikrimin de mutlak doğru olmadığını bilerek büyümenin verdiği, karşı tarafa tolerans ve karşı tarafı anlamaya gayreti vardır bende. Farklı fikirler bana zenginlik gibi gelir.

Tekrar siyasete dönmeyi düşünür müsünüz?

Hiç düşünmüyorum. Çünkü işimden, halimden çok memnunum. Ama siyaset kıymetli bir alan, vasıflı insanlar da siyasetle uğraşmalı.

O dönem akademik kariyerinizi bile arkada bırakmıştınız, farklı olan neydi?

Siyasi gerginlik ve ortamın çok olumsuz bir sürece girmiş olması, askeri darbenin konuşulmaya başlanması, alternatifin olmaması gibi sorunlar vardı ve siyasette bir sıkışma olduğunu düşündüm. Demokrat Parti alternatifi ortaya çıkınca, bu birleşmeye katkı sağlamamın bir misyon olduğunu düşündüm. Hatta ‘Bu askerlik görevi, bundan kaçış yok’ demiştim herkese. Proje dağılınca benim orada olmam için de kalmadı.

Askerlik görevi yarım kaldı ama...

Benimki kısa dönem askerlik oldu. Siyasetle bir ay uğraştım, o süre içinde de her gün üniversitedeydim. Ne parti toplantısına katıldım ne de partinin stratejisini belirlemede katkım oldu.

Kariyerinizdeki başarılarınızın yanı sıra bir de annelik var hayatınızda. Bu tempoda annelik nasıl yürüdü?

Çok da büyütülecek, abartılacak bir şey değil; annelerimiz de çocuklarını büyütmüş, ev işlerini halletmiş, bir yandan maddi sıkıntılarla boğuşmuş. Modern dünyanın insanları biraz tembel geliyor bana. Kendileri için çok fazla zaman ayırma ihtiyacı duyuyorlar ve hayata ben merkezli bakıyorlar. Tabii belli dönemlerde yorulduğum oldu ama belli bir tempoya alıştığınızda yapabiliyorsunuz. Çocuğuma biberonla süt verirken bir yandan kitabımı yazabiliyordum. Üstelik geleneksel bir anne olarak büyüttüm onları; ayağımda da salladım, evde yemeğimi de kendim pişirdim. Bu işlerden keyif almanızla da alakalı. Bir de sporcu disiplini vardır bende, sabah kalktığımda o gün ne yapacağım planlanmıştır.

Bahçeşehir Üniversitesi’nin sizinle birlikte planlanan hedefleri neler?

Türkiye’nin en iyi öğrencilerini almak istiyorum. İmkânları olmayan öğrencilere kaynak oluşturma çabasındayım. Bağımsız düşünceyi öğretebilmek, sorgulayabilen öğrenciler yetiştirmek istiyoruz.
Derslerde aldıkları teknik eğitimlerle yetinmesinler, felsefeyi, hayatı, İstanbul’u, aşkı, insanlığı, mimarlığı öğrensinler. O yüzden farklı ders seçenekleri de sunuyoruz. Dünya üniversiteleri sıralamasına girmek kolay değil ama en iyilerin arasında yer alabilmek arzusundayız.

Beğendiğiniz kitap?

Umberto Eco, Gülün Adı.

Etkilendiğiniz film?

Contact.

Kaynak: Hicran Tekin, www.insankaynaklari.com


 

Powered by Web Agency
 

Bu yazıya 3 Yorum yapıldı.

Feed
  1. en etkilendiğim ve yorumlarını fevkalade takdir ettiğim başarılı bir teknisyen /rektör ne zaman bir programa katılslar kendilerini izlemeyi kaçırmam hayatında ömür boyu başarı mutluluk ve esenlik dilerim allah deniz hanımı hertürlü kötülükten ve kötülerden korusun inşallah....
  2. Deniz Arıboğan sonderece çağdaş bir türk kadını. bu akşam ilkdefa genç bakışta gördüm kendini ve interneten kim olduğunu inceledim. muhteşem biri. Böyle değerli inasanların olduğu görünce çok seviniyorum. ülkemizin çok ihtiyacı var deniz hanım gibi eğitimcilere.Başarılarının devamını diliyorum...
  3. kanal d de programınızı izledim. tavrınızı ve tarzınızı çok sevdim. sizinle görüşmek ve tanışmak isterim. doğru dürüst bir insansınız.

Yorum yapmak ister misiniz?


    • >:o
    • :-[
    • :'(
    • :-(
    • :-D
    • :-*
    • :-)
    • :P
    • :\
    • 8-)
    • ;-)



    Yeni bir harf grubu için tıklayınız.