Yar saçları lüle lüle... |
|
Evli, bekar ya da çocuk sayısını gösteren ayrıntılar dahi saç şekillerine yansıyabiliyordu. Kadının güzelliğinden bahsetmek için onun saç tasvirinin yapılması, siyah, gür ve uzun saçlara sahip oluşun belirtilmesi yeterliydi. Belini aşan iki örgüsüyle siyahlık ve parlaklığından dolayı Uygur kadınının saçlarını kunduz tüyüne benzeten Uygur yazar Zordun Sabır’dan bizdeki şair ve yazarların hatta Divan edebiyatı mensuplarının bile teşbihlerine konu olmuştu siyah ve uzun saç. Hatta uçları ayaklara kadar değen saçları görünce Divan şairi içten içe tedirginlik yaşıyordu onun ayaklar altında kalıp ezileceğini düşünerek. Ne Divan edebiyatında ne de önceki dönemlerde maksat saçın şeklinin ya da renginin nasıl olduğunu belirtmek değildi. Güzellik anlayışını ve duygularını ortaya koyan şairin ya da yazarın nasıl haklı olduğunu ispata çalışmasıydı bir nevi. Çark yavaş yavaş döndükçe değişen ideolojiler ve yeni akımlar karşısında saçın “ne kadar güzel” olduğunun anlatımı yerini, sahibinin ne kadar “batı kültürünü bilen” ya da ne kadar “düşünebilen” biri olduğunun anlatımına bırakmaya başladı. Bu kez saça anlamlar yükleyen edebiyatçılar değil bizzat kadınların kendisiydi. Saç, 1900'lü yıllarda protesto aracı oluyordu 1900’lü yılların başında alagarson saç biçimi, bohem modeli gibi saç modaları birbirini takip ediyordu. Saç protesto aracı oluyor, kısa saç modern söylemleri çağrıştırıyordu. Bu dönemin kadınlarının saç biçimleri de bir çok yazarın tasvirlerine konu oluyordu ama hemcinslerinin düştüğü doğu-batı kültürünün çatışmalarını daha yakından takip eden Halide Edip Adıvar’ın çağrısı daha çok ilgi çekiyordu. Halide Edip, batı kültürünü bilmenin milli kültürden uzaklaşmak anlamına gelmediğini söyleyerek döneminin kadınlarını kültürler arası senteze ulaşmaya davet ediyordu.. Saç modasını tasvip etmiyordu ama ayrıntıları çok iyi biliyordu. Ayrıntılar kimliğin ve düşünce yapısının bütününe ulaştıracaktı çünkü. Uygur kadınının saçları hep örgülü “Sonbaharda olacak düğüne kadar kızımın saçını üç günde bir yelim sürerek güzelce tarayıp öreceğim. El ve ayaklarını tertemiz yıkayıp ayakkabısız yere bastırmayacağım.” Kızının düğünü olacağı için övünerek etrafındaki kadınlarla konuşan bir Uygur kadınına ait olan bu sözler Uygurlar’da bir kızın evlilik hazırlıklarına önce saç bakımından başlandığının da bir göstergesi aynı zamanda. Çoğu kez saç bakımı kızlarda henüz kırk günlük bir bebekken saçlarının sürekli kazıttırılmasıyla başlıyor. Büyüdükten sonra bu işleme ensesindeki saçlarla devam ediliyor ve düğün gününün öncesine kadar sürdürülüyor. Ayrıca saçları daha siyah ve gür gösterdiğine inanılan “yağlı kar” ve “yelim” adındaki merhemler bütün kadınların yılın dört mevsimi vazgeçemedikleri ürünler. Çünkü Uygur kadını için güzelliğin sembolü sayılan “sümbül saç”a sahip olmak çok önemli. Çift örgülü saç, kadının evli olduğuna işaret Kadınların bekar, evli, çocuk sahibi olmaları hatta ahlak durumları bile örgülerin sayısından anlaşılabilecek tarzda şekillenmiş. Kızların saçları onbir, onbeş gibi tekli örgülerden başlayıp kırkbire kadar çıkabiliyor ve kesinlikle çift örgü uygun görülmüyor. Evlendikten sonra “ Saç koşak toyı” adında bir saç düğün töreni ile saçlar ortadan ikiye ayrılıyor ve arkaya doğru taranıyor. Bundan sonra saçlar sadece iki kol örgü yani bir çift olarak örülecektir. Aynı zamanda çift örgülü saç kadının evli oluşuna işaret eder. Çocuk sahibi olunca da örülen uzun saçın bitimine çocuk sayısını ifade eden minik örgüler eklenir. Eşinden ayrılan genç kadınlar ceviz topuz yapmakla birlikte saçlarını beş, yedi veya dokuz saç örgü olarak tekli sayıyla örerler. Torun sahibi olmuş kadınların da bir modeli olacaktır elbet. Onlar da iki kol örgülü saçlarını altın veya gümüşten yapılmış pullarla birleştirirler. Tek örgülü saça hiçbir zaman itibar edilmez. Bu tarzı seçen kadınların hafif meşrep olduklarına inanılır. Klasik bir Uygur kadınını Uygur yazar Zordun ince, orta boylu ve belini aşan uzunlukta parlak siyah ve gür saçlı olarak tarif eder. Çin sınırları içinde özerk bir bölge olan Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar’da tarihin izleri giyim kuşamlarından saç biçimlerine kadar hâlâ önemli bir yer tutar. Divan şairi kayıtsız kalabilir mi? Saç ayrıntısının sembollere dökülen boyutunda ustaca yorumların getirilmesinde altı yüzyıla yakın bir zamanı kapsayan Divan edebiyatının etkisi görmezden gelinebilir mi? O dönemde kadınların büyük çoğunluğunun saçları örtülü olduğu için şairin tahayyül ettiği saçlar yaşmak ya da hotoz kenarından şöyle bir görünen saçlardır. Dolayısıyla bazen şairin acılarına meşru bir delil olarak gösterilir bazen de ilahi aşka-ulaşma yolunda çokluğa götüren bir engel. Çünkü saç çoğuldur ve kesrettir. Saçın siyah oluşu şairine günahı, karanlığı ve ıstırabı hatırlatır. Ama yine de bu olumsuzluklardan hoşnutsuzluk duyulmaz. Daha dağınık olmasını ister ve zülf-i perişan tamlamasıyla aslında kendi perişan, üzgün haline dikkat çekmek ister. Dağınık saçtan bahsedilir de rüzgara çatmadan geçmek olur mu? Şair o saçın sahibinin yanına bile yaklaşamazken ayaklara kadar uzanan saçların ucu kadar kıymetinin olmamasından yakınır sabah rüzgarı her sabah onun ziyaretine gelir ve onu dilediği gibi dağıtır, dolaştırır. Bazen de ılık ılık esen saba rüzgarı onun bendine dolaşmaktan korkar, kaçar gider. Divan şiirinde ideal bir saç topuklara kadar inecek uzunluktadır. Hatta bazen yerlerde sürünür ve sahibinin ardı sıra gider. Fuzuli de idealindeki güzeli periye benzetirken onun yerlere kadar uzun saçının ayaklar altında kalıp ezilmesinden korkar. Divan şairleri saç bahsinden pek memnundurlar. Şeyhi de bunun farkına vararak kafiye bolluğunu “Zira güzelin saçı yerlerde sürünecek kadar da uzundur” diyerek açıklar. Tasvir edilen saçlar dağınık olduğu gibi örgülüdür de. Genellikle zincir benzetmesiyle anlatılır bu durum ve şair kendisini o zincirlere bağlar ve cezalandırır. Örgülü saç doğallığın simgesidir Halide Edip’te Yeni Edebiyat alanındaki değişimler kadının statüsünü yeniden sorgularken saç şekillerinin temsil ettiği değerler de değişecek, yeni yorumlar getirilecektir. 1900’lü yıllara kadar uzun saç övülürken yeni akımlarla yerleşik şeklin tam tersi tarzlar benimsenir ve kısa saç bir protesto mahiyeti kazanmaya başlar. Günün saç modasına uymak için gerekirse takma saç kullanımı öngörülür. Takma saçın yeni yeni moda olmaya başladığı bu yıllarda doğallıktan uzak oluşu sebebiyle bu akıma en çok karşı çıkanlardan biri de Halide Edip Adıvar’dır. Romanlarında doğu-batı çatışmasını müzik, giyim, davranış gibi bir çok ayrıntıyla yansıtırken kahramanlarının saç biçimlerini de doğallık ve sunilik bağlamında bu çatışmayı desteklemek için kullanır. İlk romanlarından itibaren doğallığı bozan saç boyasına, abartılı modellere ve briyantin türü kozmetiklere tavır alır. Kadınlarda doğallığın, milli bilince sahip olmanın sembolü, Halide Edip’te adeta örgülü saçtır. İnci Enginün’ün de dikkat çektiği bu kadınları romanlarında açıkça savunur. Gür, uzun ve üç örgülü saçlı Hanife (Döner Ayna’nın çilekeş Hanifesi) modern şehir hayatına girdikten ve hattâ evlendikten sonra da aynı kalır ve hiç bir zaman başörtüsünü terketmez. Ayrıca saçını sarıya boyatan kadınları Halide Edip daha çok Beyoğlu civarında yaşayan ve yuva yıkıcı kadın tiplemesine sokar. Sosyal hayatla iç içe olan batı ve doğu kültürlerini çok iyi bilen ve bir senteze ulaşan kadınların saç ve giyimleri karakterleriyle uyumludur onun romanlarında. Yazara göre bu kadınlar düşünen kadınlardır ve düşünen erkeklere de düşünce arkadaşı olabileceklerdir. Çalışan kadınlara uygun gördüğü saç biçimi kısadır. Ancak saçların sırf modaya uymak için alagarson kesilmelerini yadırgar. Kadın şahsiyetine önem veren Halide Edip, şahsiyet sahibi kahramanlarını gelişi güzel ve geçici modaların esiri olarak görmek istemez. Onların modaya uygun biçimleri tercihlerinde bile bir işlevsellik arar.
|

Bu yazıya 0 Yorum yapıldı.