Berica Nevin Berberoğlu'nun objektifinden yalı camileri |
|
Berica Nevin Berberoğlu, Fransız bir baba ile İranlı bir annenin çocuğu olarak Ankara'da dünyaya gelmiş. Fakat o, 'Ben herkesten daha Türk'üm.' diyecek kadar kendini bu ülkeye ait hissediyor. Bu yüzden de yaşadığı ve hayranı olduğu İstanbul'a kalıcı bir eser armağan etmek için çalışıyor. Mimari yapıların fotoğrafını çeken Berberoğlu, hayatı karelerden ibaret görüyor. O, "Ben kitabımı ışıkla yazıyorum." diyor ve şimdi de İstanbul'un camilerini görüntülüyor. Ruhu olan tek şehir İstanbul Konsoloslukta çalışan babasının 6 yaşında hediye ettiği fotoğraf makinesi onun fotoğrafçılıkla ilk tanışması olmuş. "O günden itibaren sürekli etrafındaki şeyleri çeken bir çocuk oldum." diyen Berberoğlu, daha sonra bu merakına ara vermek zorunda kalır. Ta ki Ankara'dan İstanbul'a taşınana kadar... Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde ekonomi okuyan Berberoğlu, uzun süre kendi mesleğiyle ilgilenir. Fakat bir gün çeşitli vesilelerle gidip geldiği İstanbul'a taşınmaya karar verir. ABD, İngiltere, Hindistan dâhil 35 ülkede çeşitli zaman aralıklarında yaşayan Berberoğlu için İstanbul bambaşka bir şehirdir. Berberoğlu, "Dünyada bir cennet varsa o da bana göre İstanbul'dur. Şehirlerin insanlarla yaşadığına ve güzelleştiğine inanıyorum. Bu şehirden insanları çekip alsanız dahi yine yaşamaya devam ediyor. Dünyada ruhu olan tek şehrin İstanbul olduğuna inanıyorum." diyor.
Berberoğlu'nun İstanbul'a yerleşmesi, bir anlamda onun çocukluk tutkusu olan fotoğrafçılıkla da profesyonel olarak tekrar buluşmasını sağlamış. New York'ta üç yıl fotoğraf eğitimi aldıktan sonra elinden bir an olsun makinesini bırakmayan Berberoğlu için artık sıra İstanbul'un camilerini görüntülemeye gelir. Çünkü onun camilerle olan ilişkisi özeldir. Berberoğlu, gördüğü bir rüyanın etkisiyle daha 11 yaşında Müslüman olmaya karar verir. O süreci, "Doğru olan buydu ve ben de onu yaptım." diye anlatıyor fakat hem gördüğü rüyayı hem de yaşadıklarını paylaşmaktan kaçınıyor. Müslüman olduktan sonra camiler onun için artık bir yuva haline gelir. Hatta bu mekânlarda evinden daha fazla huzur bulur. Ne zaman canı sıkılsa ya da yalnız kalmak istese hemen bir caminin kapısını aralamaya başlar. Camilerle bu ilişkisi, İstanbul'a yerleştikten sonra da devam eder. Adeta bir cami hazinesi barındıran İstanbul'da onun için keşfedilecek, görülecek ve fotoğraflanacak çok cami vardır. Sanat tarihi okumak, camilerin tarihini öğrenmek ve onları fotoğraflamak Berberoğlu'nun tutkusu olur.
İki projesi daha var Bir gün Üsküdar'da bulunan Üryanizade Camii'nde namaz kıldıktan sonra, "İstanbul'un Yalı Camileri" projesi doğar. İskender Paşa Camii, Sokullu Mehmet Paşa Camii, Yenicami, Ortaköy Camii, Vaniköy Camii gibi birçok camiyi görüntüleyen Berberoğlu, bu çalışmasını kalıcı bir kitap haline getirmek için 2010 Kültür Ajansı'na sunmuş. Henüz ajanstan olumlu ya da olumsuz cevap almamış fakat o, bu çalışmayı bir şekilde hayata geçirmekte kararlı. Berberoğlu, "Yalı Camileri projesi benim İstanbul'a yerleştikten sonra bu şehre kalıcı bir şey bırakma arzumdan doğdu. Yapılmayan bir şeyi yapayım dedim ve buna karar verdim." diyor. Berberoğlu'nun camilerle ilgili tek çalışması da bu değil. İstanbul Kültür AŞ için, 'İstanbul'un 100 Camisi' ve TURİNG için 'Zaman İçinde İstanbul' adlı iki proje üzerinde çalışmalarına devam ediyor. Kaynak: Zaman - Cuma eki |
11 yaşında gördüğü bir rüyanın etkisiyle Müslüman olan Berica Nevin Berberoğlu, aradan yıllar geçtikten sonra şimdi de İstanbul'un yalı camilerini fotoğraflıyor. "İstanbul, benim âşık olduğum şehir." diyen Berberoğlu, bu çalışmanın İstanbul'a kalıcı bir eser bırakma arzusundan doğduğunu söylüyor.

Bu yazıya 0 Yorum yapıldı.