Siyaset kürsüsünde kadınlar geçidi |
|
Ertesi gün, finale kalan Tekirdağ, İzmir, Samsun, Çorum, Sakarya, Mersin, Şanlıurfa, Kocaeli, Elazığ, İstanbul, Kahramanmaraş, Konya, Gümüşhane, Malatya, Muğla, Zonguldak, Kırklareli, Ankara, Giresun ve Diyarbakır'ın temsilcileri sahne aldılar. AKP Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç'in başkanlığındaki final jürisinde MKYK üyesi Serap Yaşar ve İstanbul Milletvekili Zeynep Karahanlı'nın yanı sıra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden Prof. Muhammed Nur Doğan, Yeditepe Üniversitesi'nden Can Bilgili de vardı. Jüride medya ve sanat dünyasını, Kenan Işık, Defne Samyeli, Osman Sınav, Nihal Bengisu Karaca, Nazmiye Yılmaz ve bendeniz temsil ettik. Siyasetin ve kadının doğası üzerine gözlemler yapma imkanı bulduğum bu iki günlük deneyimi kurlarla paylaşmak istedim. Her şeyden önce AKP Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin'i bu denli yaratıcı bir projeye imza attığı için kutluyorum. Projeyi ilk düşünen, olgunlaştıran ve her aşamasında emeği bulunan Genel Merkez Kadın Kolları Ar-Ge Başkanı Hatice Kübra Öztürk'ü tanımaktan çok memnunum. Bu yarışma, Türk siyasi tarihinde bir ilk. Umarım diğer partiler de kendi kadınlarını bu yönde teşvik ederler. Kadını sırf cinsiyeti nedeniyle kutsama kolaylığına düşmeden, hak edenin, nitelikli olanın öne çıkmasına fırsat tanımak, iyileri ödüllendirmek, parti faaliyeti olmasının ötesinde çok önemli. Yetkin konuşma becerisi, çok yönlü bir birikime ihtiyaç duyduğu için, bu yarışmanın sonuçlarından sadece AKP değil, bütün toplum yararlanacaktır. Bu amaçla, yapıcı olduğunu düşündüğüm bazı eleştiri ve önerilerimi belirtmek istiyorum: Konuşmalar için ayrılan süre 10 dakikaydı. Finalist sayısının çokluğu dikkate alınırsa bu bence isabetli bir süre değildi. Beş dakika ile sınırlı tutulsaydı, hem jürinin zihin yorgunluğu önlenerek daha isabetli seçimler yapılmasına fırsat verilebilirdi hem de konuşmaların yoğunluğu dağılmaz, süreyi doldurmak zorunluluğu hatiplerin zaman zaman hamasete kaymalarını önlerdi. Süre kısa olsaydı, biz hatiplerin dinleyicilerden gelen sorulara ne ölçüde ustalıkla cevap verip veremediğini de test edecektik. Bu önemli kriter değerlendirme dışında bırakılınca yarışmacıların entelektüel ve duygusal zekalarının gerçek düzeyini öğrenemedik. Sözlerinin arkasında durup duramayacaklarını, liderlik yeteneklerini ve siyasi birikimlerini tam anlayamadık. Hitap edilen kitlenin partililer olması, belki bu yarışmanın ilk kez yapıldığı dikkate alınırsa hoş görülebilir. Ancak eğer her yıl tekrarlanarak gelenekselleştirilecekse, mutlaka böyle risksiz ve steril bir ortamda değil, konuşmacıların performanslarını her siyasi görüşten insanın dinleyici olabildiği bir toplantıda sınamaları daha isabetli olacaktır. Çünkü hitabet, tek yanlı da olsa interaktif bir eylemdir. Yarışmacıları değerlendirme kriterleri olarak jüri üyelerine verilen listenin de zenginleştirilmesi gerekiyor. Bu konuda öğrenci yetiştiren biri olarak örneğin, "Hatip hamasetten ne denli uzaktı?", "Siyasi klişelere ihtiyaç duymadan konuşabildi mi?", "Şikâyetçi olduğu sorunlara çözüm önerdi mi?", "Başkalarının ağzıyla mı konuşuyor, savundukları kendi özgün fikirleri mi?" gibi sorulara da cevap aranmalıydı diyorum. Yarışmacılara siyah, lacivert ve acı kahve gibi koyu renk ceket-etek giymeleri ve pantolondan uzak durmaları söylenmiş. Farklı renkte elbise ve pantolonun neden ciddiyetten uzaklıkla eşdeğer tutulduğunu anlamak mümkün değil. Kadın siyasetçilerin erkek meslektaşlarına benzemesinden beklenilen yarar, bence tam tersi bir sonuçla karşılaşacaktır. Bırakınız kadınlar beden dilinin önemli bir parçası olan giysilerini özgürce seçsinler. Konu başlıklarının seçiminden de hoşnut kalmadım. Yarışmacılar neden ille de göç, aile içi şiddet, kadın ve istihdam, küreselleşme, çevre ve enerji verimliliği, modernleşme ve kadın, medeniyetler ittifakı, insan hakları, kadının siyasete katılımı ve fırsat eşitliği üzerine konuşmak zorundaydılar ki? Konu seçimi yarışmacılara bırakılsaydı, eminim samimiyet dozu ve yaratıcılık düzeyi çok daha yüksek konuşmalar yapabilirler ve kendileri olmaya daha yaklaşırlardı. Jüri gerçekten en iyi üçü seçebilmek için kılı kırk yardı. Bir küçük önerim var: Yarışmanın önceki aşamalarında birden çok sayıda partili jüri üyesi olabilir. Fakat final jürisinin oluşumunda partiyi, başkanlık koltuğunda oturmayan tek kişinin temsili bence yeterdi. Böylece dereceye gireceklerin tespitinde siyasi mülahazalara fırsat tanımaz, konuşmanın "Başbakan'ın önünde tekrarlanacak olması" gibi bir değerlendirmeye gerek olmazdı. Bu da siyasi içerikli bir konuşmanın toplumun farklı algı düzeylerinde yarattığı etkiyi ölçmede daha başarılı bir sonuç verir, parti bundan daha çok şey öğrenirdi. Pazartesi günü yapılan yarı final yarışması jüri üyelerini, kaybeden yarışmacıların duygusal yıkımına tanık etti. Siyasetçinin, kendisinden çok mensubu olduğu ili temsil ettiğini teorik olarak bilmek başka şey ama bölgelerine döndüklerinde seçmenlerin karşısına "başarısız" damgasıyla çıkacaklarını düşünmelerini görmek bambaşka bir deneyimdi. Kadınların, kaybetme duygusuyla baş etmede erkeklerden geri kaldığını doğrusu bilmiyordum. Haklarının yendiği gibi vehimlerle bazı jüri üyelerine şiddetli serzenişlerde bulunmaları beni uzun uzun düşündürdü. Finalde kaybedenler de derin bir hüzne boğuldular. Kendilerinde eksik olanın ne olduğunu öğrenemediler. Yarışma öncesi kendilerine bilgi ağırlıklı, kitabî bir konuşma yapmamaları, salonun nabzını tutmalarının avantaj sağlayacağı gibi bir taktik verilebilirdi. AKP yöneticileri gelecek seneye finalistleri yarışma öncesi ciddi şekilde eğitimden geçireceklerdir sanırım. Yarışma sonrası da jürinin her biri hakkındaki değerlendirmesinin açıklanmasında fayda görüyorum. Başarıyı hazmetmenin de en az kaybetme duygusu gibi zor bir süreç olduğunu gördüm. Başkalarından daha iyi olduklarının tespit edilmesi, kimi yarışmacıların rakiplerini izlerken yüzlerine yansıyan küçümseme ifadesi ile ortaya çıktı. Genel olarak başarı duygusunun kadınları güzelleştirdiğini tespit ettim. Bu güzelliği zedeleyen tek şey bence erkek egemen bir arenada siyaset yapmanın, kadınların üsluplarına yansıyan erkeksi tavır ve partinin kendi iç dilinin dışına pek çıkılamayışıydı.
Yarışmanın birincisi Emine Çift, ses tonunun ve vurgularının mükemmelliğiyle dikkatimi çekti. 32 yaşında bekar bir hanım. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler mezunu. Zonguldak Ereğli gençlik kollarının kuruluşu aşamasında AK Parti kadrosuna katıldı. 2004 yılı yerel seçimlerinde ikamet ettiği Zonguldak'ın Alaplı ilçesinde belediye meclis üyesi seçildi. Görevi halen devam eden Çift, akademik kariyer yapmak istedi ancak başörtüsü nedeniyle bu arzusunu gerçekleştiremedi. Bu yarışmaya arkadaşının ısrarıyla katıldı. Çalışmalarının yoğunluğu dolayısıyla tam anlamıyla hazırlanması mümkün olmadı. Ancak iletişimci ve diksiyon eğitimi alarak haber spikerliği yapmış olması avantajı oldu. Siyasetteki 13 yılın birikimiyle sahnedeydi. Çift, ödül törenine ilişkin duygularını şöyle ifade etti: "Heyecanlandım ve onur duydum. Beni en çok heyecanlandıran hitabetinden ilham aldığım Sayın Bülent Arınç'ın karşısında konuşmak bambaşka bir heyecan vesilesiydi. Bir de anneme söz vermiştim. O yeterince çalışmadığımı düşünüyordu. Ona, 'merak etme birinci olup geleceğim' dedim ve sözümü tuttum. Daha üst düzey kadın temsiline katkıda bulunmak ve eğitimime devam etmek isterim." Arife Betül Gülgün (ikinci) Yarışmanın ikincisi, benim gönlümün birincisiydi. Güzelliği, samimiyeti ve coşkusuyla dikkatimi çekti. 33 yaşında, evli, bir çocuk annesi olan Arife Betül Gülgün, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü mezunu. Çorum il kadın kolları kolu kurucu başkanlığıyla siyasi hayatına başladı. İl Yönetim Kurulu üyeliği, Özürlü Koordinasyon Merkezi başkanlığını yürüttü. 22 Temmuz 2007 genel seçim sürecinde milletvekili aday adayı oldu. Yarışma sonrasında kendini daha da geliştirmek için ses, nefes ve jest mimik eğitimi almaya, daha fazla gazete ve kitap okumaya, sinema ve tiyatro ile daha fazla ilgilenmeye karar verdi. Yarışma sonrası duygularını şöyle ifade etti: "Çorum'dan bu yarışma için Ankara'ya gelirken bu kadar çok şey öğreneceğimi umut etmemiştim. Korku ile umudu bir arada insan nasıl yaşar artık daha iyi biliyorum. Taşradan merkeze bakınca her şey daha büyük görünüyor ama seni yutacak kadar büyük değilmiş. O büyük salonda konuşma yaparken mikrofonu sevdiğimi anladım. Salonda insanların enerjisini almak, bu enerjiyi coşkuya taşıyabilmek çok keyifliydi. Ben tam bir Anadolu insanıyım. Çok dolu içerikli bir sunu yapabilirdim ama konuşma ben olmaz, ben kokmazdı." Dilay Tutuk (üçüncü) Yarışmanın üçüncüsü Dilay Tutuk, olgun ve sakin üslubuyla dikkatimi çekti. 46 yaşında Kocaeli Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Muhasebe bölümü mezunu. İzmit İlçe Yönetim Kurulu başkan yardımcısı. Modernleşme ve kadın konusuyla yarıştı. "147 yıl önce gelenekten kopmadan modernliği hayata geçiren örnek bir kadın, iyi bir anne, mükemmel bir yazar olarak" nitelediği Fatma Aliye Hanım'ın şahsında siyasetteki kadınların evleriyle işlerini bir arada götürerek en iyisini yapma ideallerini dile getirdi. Ödül töreninde diğer illerin birincileriyle birlikte kadın olmanın ve verilen bu imkanın gururunu yaşadı. Yarışmanın hikâyesi AKP Genel Merkez Kadın Kolları Ar-Ge Başkanı Hatice Kübra Öztürk anlatıyor: "Geçen yıl temmuz ayında sivil toplum örgütleri tarafından demokrasi mitingleri düzenlendi. İlk miting Malatya sonrasında sırasıyla Samsun ve Bursa'da yapıldı. Malatya ve Bursa mitinglerini izleme şansım oldu. İnanılmaz bir kadın kitlesi vardı ama o meydanları coşturacak bırakın kadını erkek hatiplerin de olmadığını gözlemledim. İlk kez Merkez Yürütme Kurulu toplantımızda bunu dile getirdim ve dedim ki: Halide Edip'lere ihtiyacımız var. Sayın Fatma Şahin bu düşünceyi olumlu karşıladılar ve hemen projelendirmemi söylediler. Daha hazırlık aşamasında bu projenin gerekli olduğunu ve tutacağını hissettim. Bu yarışmayı yapmadaki amaç siyasi arenadaki kadını daha görünür ve etkin kılmaktı. İyi bir siyasetçi doğru, tutarlı, etkin, verimli bir şekilde halka seslenmesini, kamuoyunu bilgilendirmesini yerine getirebilmelidir. Bulunulan ortamları değerlendirmek, sahip olduğumuz bilgi ve donanımla sadece konuşmak değil aynı zamanda ikna edici olmak da iyi siyasetçinin özelliklerindendir. Sanatın her alanında olduğu gibi, "hitabet sanatı"nda da eğitim şart diye düşünüyorum ve umarım bundan sonraki aşama bu arkadaşlara eğitim vermek olur." |

AKP Genel Merkezi Kadın Kolları'nın, teşkilat bünyesindeki kadınlar için açtığı "Siyaset Kürsüsünde Ben de Varım" yarışmasını jüri üyesi olarak izledim. Bu haftanın başında 80 ilin birincileri, dört grup halinde önce yarı final için yarıştılar.
Bu yazıya 0 Yorum yapıldı.