Bu evde çocuklar hiç kavga etmedi!

0 kişi tarafından değerlendirildi.
Çarşamba, 14 Mayıs 2008 13:23
Türkiye, Çin'in başkenti Pekin'de gerçekleşen olimpiyatlarda istenilen başarıyı sağlayamadı. Bunun üzerine yetkilelerden acı itiraflar da gelmeye başladı tabi.  Sorumlular nerde hata yaptıklarını araştıradursun Türkiye'nin yüzünü koşu, güreş ve tekvando olmak üzere 5 branşta alınan madalyalar güldürdü. Madalya alanlar arasında bayan sporcular da var. Biri Elvan, diğeri de Azize. Azize ve sporcu olan 3 kardeşiyle ilgili geçen yıl Aksiyon Dergisi'nde hoş bir yazı kaleme alındı. Nice sakatlıklar geçirmesine rağmen ülkemize gümüş madalya getiren bu başarılı kızımızı daha yakından tanımak isteyeceğinizi düşündüm. Atina Olimpiyatları ikincisi Bahri, Avrupa Şampiyonu Azize, Türkiye Şampiyonu Tunç ve Çağrı kardeşler tekvandoda Türkiye’nin gururu oldular. Evde birbirleriyle kavga etmeye vakit bulamayan Tanrıkulu kardeşlerin hikâyesi.

İçinde dört çocuk olan bir ev düşünün. Dört çocuk da birbirinden gözü kara olsun. Ve bu evde kardeşler arasında hiç kavga olmasın. Üstelik tekmeler de her gün havada uçuşsun. Bahri, Tunç, Azize ve Çağrı kardeşlerin yaşadığı evdeyiz. Dördü de tekvandocu. Öyle sıradan tekvandocular değil. Hatırı sayılır dereceler elde eden, Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli tekvandocular onlar. Bahri olimpiyat ikincisi, dünya ve Avrupa şampiyonu; Azize Avrupa Şampiyonu ayrıca abisiyle birlikte 2008 Pekin olimpiyatlarında madalya beklediğimiz birkaç sporcudan biri; Tunç Türkiye şampiyonu; Çağrı Türkiye ikincisi…

Çocukların tekvandocu olmalarında hiç kuşkusuz ailenin rolü büyüktür. Asıl vesile ise Bahri’nin hastalığıdır. Anneleri Birgül Hanım Ankaralı. Babaları Gaffur Bey ise Diyarbakırlı. Çift, Gaffur Bey’in üniversiteyi Ankara’da okuması sayesinde tanışır. İlk çocukları, aslen 1978 doğumlu (yaşını küçülttüğü için resmî kayıtlarda 1980 tarihli görünüyor) Bahri’dir. Bahri, 5 yaşına gelmesine rağmen yaşıtlarına göre bir hayli çelimsiz ve zayıftır. Üstelik sık sık boğazından şikâyet etmektedir. Doktor Bahri’de lenf düğümü teşhisi koyar. Çare, çocuğu sık sık açık havada dolaştırmak ve gezdirmektir. Hatta spor yaparsa hastalığı çok daha çabuk atlatacaktır. Aile Ankara Kızılay’da bulunan Avrupa Spor Merkezi adlı bir spor salonuna Bahri’yi kayıt ettirir. Burası bir tekvando salonudur. O sıralar 4 yaşında olan ikinci çocukları Tunç da aynı salona yazdırılır. Tam 6 yıl boyunca ebeveynleri Bahri ve Tunç’u ellerinden tutarak bu spor salonuna getirip götürür.

Zamanla çelimsiz Bahri gelişir, boğazındaki şikâyetlerden kurtulur. Hatta 1990’da Türkiye Şampiyonası’na katılacak kadar tekvandoda ilerlemeyi başarır. Tunç ise o sıralar maddi sıkıntı çeken aileye katkı amacıyla pastanede çalıştığından salona gitmekten zaman zaman geri kalır. Bismil’deki tarım arazilerinden elde edilen gelirle geçimlerini sağlayan ailenin üçüncü çocukları Azize 1986’da dünyaya gelir. 4 yaşına geldiğinde Azize jimnastik salonuna gönderilir. Küçük kız azimlidir. Ankara’da jimnastikte arka arkaya birincilikler elde eder. Hiç olmayacak bir şekilde kolunu dirsekten kırınca jimnastiğe ara vermek zorunda kalır.

İlk ödülüyle borçları sildi

Aile, ani bir kararla 1998 yılında Antalya’ya taşınır. Orada da zor günler onları bekliyordur. Sağdan soldan alınan borçlar bir hayli birikmiştir. Üstelik okulu aksatan Tunç’un askerliği de gelmiştir. Bahri ise yoluna devam etmektedir. İlk kez 1990’da Türkiye Şampiyonası’na katılan ve ikinci olan Bahri, 1991’de Türkiye şampiyonluğuna ulaşır. Kendisinden çok büyük beklentilerin olmadığı bu dönemde okuluna da devam eder. 14 yaşına geldiğinde, yani 1992’de millî takıma çağrılır. “İlk hocam Aybars Kılıçaslan’dı. Kendisi beni salonun maskotu seçmişti. 1993’te ilk uluslararası maç için Belçika’ya gidecektim. Turgut Özal vefat etti. Spor müsabakaları için 10 gün yas ilan edildi. Gidemedik. 1996’da bir kez daha Türkiye Şampiyonu oldum. 1997’de İtalya’da Sardunya Turnuvası’nda ikinci oldum.”

Fizikî gelişimini iyice tamamlayan Bahri 21 yaşından sonra tarihe geçecek başarılara imza atmaya başlar. 1998’de 67 kiloda Büyükler Avrupa Şampiyonası’nda üçüncü olur. Bir yıl sonra Kanada’da büyüklerde 78 kiloda Dünya ikincisi olur. 2000 yılında ise Yunanistan’da ağır sıklette Avrupa şampiyonluğuna ulaşır. İdeal kilosunu aradığı bu yıllarda arka arkaya gelen başarılar devlet tarafından ödüllendirilir. İşte bu ödüller o ana kadar çocuklarının tüm masraflarını cebinden karşılayan ailenin nefes almasını sağlayacaktır.

Bahri’ye 1999 ve 2000’deki başarıları neticesinde toplu olarak 200 cumhuriyet altını verilir. “Bu ödül büyük bir borç batağından kurtardı bizi. Antalya’ya taşındığımızda evde ne eşya vardı ne başka bir şey. Odalar bomboştu. Evi donattık.” Ama neticesinde yine kimse çalışmıyordur. Bahri’nin 2000 yılında kazandığı ağır sıklet şampiyonluğunun ilginç bir hikâyesi de vardır. “Ağır sıklette müsabakalara çıkmak için 84 kiloyu geçmek gerekiyor. Ben tartının yapılacağı gün bir hayli su içtim. Hatta cebime -görünmeyecek şekilde- ağırlıklar koydum. Zar zor 84 kiloyu geçtim. İlk tur kurasında Norveçli bir rakip çıktı. Adamın boyu 2 metre 15 santimdi. Ağırlığı da 142 kilo. Onu ilk gördüğümde çok korkmuştum. Henüz gencim, tecrübesizim. Hocam G.Koreli Lee maçtan önce, “Tekvandoda önemli olan tekniktir.” sözleriyle beni motive etti. Ama müsabakada rakibim beni bir hayli hırpaladı. Puan getiren tekmeler vurarak, o turu geçtim. Sonrasında da şampiyon oldum.”

'Zamanım yok Azize, ona göre'

Bu arada kolu kırılan Azize tekrar spora dönmek üzeredir. Kardeşlerin en küçüğü Çağrı ise 12 yaşına gelmesine rağmen henüz bir spora başlamamıştır. Bahri’nin başarıları Azize’yi de tekvando sporuna yönlendirir. Abisinin çalıştığı salonun yolunu tutar. Yanında annesi ve Çağrı vardır. O günü Bahri’den dinliyoruz. “Abi dedi, ben karar verdim. Tekvando yapacağım. Kendisini karşıma aldım. Dedim ki Azize bu sporu başkaları zevk için yapabilir; ama eğer ben seninle ilgileneceksem sen bu sporu zevk için yapamazsın. Elimden gelen her şeyi senin için yaparım. Ama karşılığını da isterim. Avrupa Şampiyonu, Dünya Şampiyonu olmanı isterim. Öyle takılmak için başlayacaksan hiç başlama. Benim zamanın değerli. Kendi antrenmanlarımdan aksatacağım, senin için uğraşacağım.”

Azize bu sözlü anlaşmayı kabul eder. Bu arada Çağrı da ablasının yanında takılmaya başlar. Aslında Bahri kız kardeşindeki cevherin farkındadır. Çünkü o inatçıdır, hırslıdır, azimlidir. Üstelik jimnastik sporuyla uğraştığı için vücudu oldukça esnektir. Daha ilk antrenmanında ayağını yere paralel açmıştır. Çağrı ise daha çok eğlence amaçlı ablasına eşlik etmektedir. “Bir gün onu da karşıma aldım. Dedim ki sen bizim aileyi temsil ediyorsun. Başarılı olmak zorundasın.” Bahri’nin onunla ilgili hedefleri ise daha makuldür. “Çünkü boyu çok uzundu. Kemiklerinin oturması zaman alacaktı. Şu an onun Avrupa Şampiyonu olmasını istiyorum. Çalışmalarımız bu yönde sürüyor.”

Bahri Tanrıkulu bir yandan kardeşleriyle ilgilenir diğer yandan da müsabakalara katılır. 2001’de Güney Kore’de yapılan Dünya Şampiyonası’nda kürsünün en üst basamağında artık o vardır. Üstelik burada yaptığı 6 müsabakada 11 kez sol omzu yerinden çıkar. Buna rağmen pes etmez ve İstiklal Marşı’mızı tüm dünyaya dinlettirir. “Sol omzum daha ilk turda yerinden çıktı. Rakibim İngiliz’di. Çok acı çektim ama maçları bırakmadım. Yarı finalde Güney Koreli ile karşılaşacaktım. Hem omzum acıyor hem de rakip bir sene önce Sydney’de olimpiyat şampiyonu olmuş biriydi. Hocam Lee, ‘prestij için mücadele et’ dedi. Ben ilk raundu 5-1 kazanınca maça iyice tutundum. Ama dakikalar geçmek bilmiyordu. Neticesinde 8-6 kazandım. Finalde ise daha zayıf bir rakip vardı. Sakatlığım performansımı iyice düşürdü. Son saniyelere 3-3 girdik. Son bir hamle ile müsabakayı kazandım ve Dünya Şampiyonu oldum.”

Bahri’nin hiç kuşkusuz en büyük başarısı 2004 Atina Olimpiyatlarında elde ettiği gümüş madalyadır. Olimpiyatlara 4 ay kala kendisini sınamak için katıldığı Avrupa Şampiyonası’nda Fransız rakibinden aldığı bir tekme neticesinde dirseği kırılan Bahri için olimpiyatlar tehlikeye girmiştir. Ancak o yılmaz ve boydan boya alçılı olan koluna rağmen çalışmalarını sürdürür. Olimpiyatta Türkiye’yi temsil eden tek tekvandocu olarak tarihe geçerek unutulmaz müsabakalara imza atar. Unutulmaz diyoruz çünkü sakatlıklardan bir türlü kurtulamayan Bahri’nin Atina’da daha ilk turda bileği kırılır. “İyi kura çekmiştim. İlk turda rakibim Filipinli idi. Farklı öndeyken bir anda bileğime tekme aldım. Bileğim rakibin tekmesiyle vücudum arasında kaldı ve döndü. Çok acı hissediyordum. Elim tutmuyordu çünkü. Bu kargaşa içinde rakibim puanlar aldı. Bir anda müsabaka başa baş oldu. Son saniyelerde maçı alacak bir vuruş yaptım. Ve 9-8 kazandım.” Bahri, Atina’da bunları yaşarken Antalya’daki evlerinde annesi Birgül Hanım diğer çocuklarıyla birlikte televizyonda onu izliyordur. Birgül Hanım o anı şöyle anlatıyor: “Bahri o tekmeyle karşılaşınca, oğlumun kolu kırıldı dedim. Evdeki gazeteciler ‘yok teyze, bak devam ediyor’ deseler de ben kesin kırıldı dedim. Siz bakmayın onun devam ettiğine.”

Kırık bilekle olimpiyat ikinciliği

Gerçekten de bileğinde kırık vardı Bahri’nin. Doktoru Metin Baydar Bey bileğinde kırık olduğunu tespit eder. Ancak Bahri devam etmek istiyordur. Olimpiyatlara katılmak kaç sporcuya nasip oluyor ki? Bileğine buz konur. Sonraki aşamada bandajla sarılır. Ve Bahri acı içinde ikinci tur için salonda yerini alır. Rakip Tunusludur. Ancak Tunuslu rakibi daha önce birkaç kez karşılaştığı Bahri’den çekinir. Onun üzerine gidemez. “Hocası dövüş diye bağırıyor ama o kendisini geri çekiyor. Ben ise kalbimi bileğimde hissediyorum. Öylesine bir acı var ki. Bir ara kaskı atmayı düşündüm. Ama yine kendimi motive ederek devam ettim.” Bahri maçı alır. Bu sefer doktoru daha farklı bir yöntem uygular. Bahri’nin koluna lokal anestezi yapar. İki yerden iğne vurur. Acı azalmıştır lakin Bahri kolunu hissetmemektedir. Yarı finalde rakip Azeridir. Hocasıyla konuşan Bahri, hücum etmekten ziyade geri planda kalıp rakibi beklemeye karar verir. “Bu taktikle ilk raundu 2-1 kazandım. Müsabaka dengede gidiyordu. Son 25 saniyeye o, 6-5 önde girdi. O sırada arka arkaya 5-6 tekme attım. İki üç tane de o vurdu. Hakemler 2 puan bana 1 puan ona gösterdi. Durum 7-7’ye geldi. Daha sonra hakem bir tekmemi eliyle tuttuğu için ona bir ceza puanı verdi. 7-6 oldu maç. O ise skorun farkında değildi. Skorbordu görmemesi için onu ters tarafa çektim. Son on saniyeydi ve ben bu oyalamalarımla maçı bitirdim. Hakem beni galip ilan etmeden aşırı bir sevinç gösterince, bana da bir ceza puanı verdiler. Maç 6-6 oldu. Ancak 3 raundun ikisini ben aldığım için hakemler beni galip ilan etti.”

‘İstersen müsabakaya çıkma’

Aslında bileği kırılan Bahri’nin final maçıydı bu. Madalyaya ulaşmayı garantilediği maçtı. Çünkü yenilse bronz almak için iki müsabaka yapacaktı. Onda iki maçı kaldıracak güç kalmamıştı. Finalde rakibi Amerikalıydı. Sabah bileği kırılan, aradan 5-6 saat geçmesine rağmen hâlâ tedavi olmayan Bahri için final bir hayli zordu. Hatta hocası Lee ona ‘istersen çıkma’ bile diyecekti. Bütün dünyanın ekran başında olduğu bir anda müsabakaya çıkmamak olmazdı. Hem kaç kişi olimpiyatta finalde dövüşüyordu ki? Ancak kolu iyice şişen bir başka ifade ile yarım adam pozisyonuna çoktan dönüşmüş Bahri maçı 3-2 kaybeder. Müsabaka biter bitmez de soluğu hastanede alır. Yine de olimpiyat ikinciliği bu dalda Türkiye’nin elde ettiği en iyi derecedir.

Bahri’ye nispeten daha balık etli olan Tanrıkulu ailesinin diğer ferdi Tunç ise 18 ay yaptığı askerlik dönüşü eski formunu yakalayamaz. Zaman zaman form tuttursa da geçirdiği sakatlıklar onun geri planda kalmasına yol açar. Buna rağmen 3 kez Türkiye Şampiyonu olmayı başarır. Azize ise abisiyle yaptığı sözleşme gereği çalışmalarını hiç aksatmaz. Tekvandoya başladıktan iki yıl gibi kısa bir süre içinde yani 2002 yılında Türkiye Şampiyonu olur. “Jimnastikten sonra tekvando da çok hoşuma gitti. Vücudum çok esnekti. Abim tekniği gösteriyor, ben hemen yapıyordum. İlk zamanlar ayağımı balerinler gibi kaldırdığım için abim benimle biraz uğraşmak zorunda kaldı. Tekme atarken ayakları biraz kırmam gerekiyordu.” Çocukların genlerinde dövüş sanatı vardı sanki. Bahri, Azize’nin de mücadeleyi asla bırakmayacak bir yapıda olduğunu söylüyor: “Aynı Hamide abla gibi. (Sydney’de bronz madalya alan Hamide Bıkçın’ı kastediyor). Azize de çok mücadeleci. 4 saat maç yaptır, yapar. Hiç çekinmez rakipten.”

‘Kalktım, ama ayağım âdeta kopmuştu’

Abisi hiçbir maçında Azize’yi yalnız bırakmaz. Her maç arkasından bağırır. Bu durumu bakın Azize nasıl anlatıyor? “Müsabakada gözüm rakipteyken, kulağım abimdedir. O beni çok iyi tanıyor. Rakibi de anında çözüyor. Beni müsabakada hep uyarır. ‘Azize rakip şu tekmeyi atacak, sen o tekmeden sonra şunu at, rakip şimdi şunu yapacak, sen bunu yap, gardını değiştir’ gibi beni sürekli yönlendirir. Ve onun dedikleri de hep gerçekleşir.”

Azize 2005’te Letonya’da Avrupa Şampiyonu olur. Aynı yıl İzmir’de düzenlenen Üniversiad oyunlarında da abisi ile birlikte kürsünün en üst basamağındadır. 2006’da Dünya Kupası ikinciliğine ulaşır. 2007’de ise Pekin’de talihsiz bir şampiyona geçirir. “Pekin’e çok iyi hazırlanmıştım. Abim dâhil herkes benden altın bekliyordu. Ama daha ilk maçımda, üstelik 5-0 öndeyken ayağım döndü.” Her zamanki gibi abisi Bahri yine arkasındadır. Ne Azize, ne de abisi Bahri o an yaşanan sakatlığın ciddiyetini anlayamaz. Bahri minderde yere yığılan kardeşine ayağa kalkması için bağırmaktadır. Azize de mücadeleye devam etmek istemektedir. “Ayağa kalktım yine hamle yaptım ama ayağım âdeta yerinden kopmuştu. Bir hamle daha yapmak istedim. Ama olmadı. Devam edemedim.” Yapılan doktor kontrolünde Azize’nin ön çapraz bağlarının koptuğu anlaşılır. Bahri gözyaşlarına hâkim olamaz. Bu durumda Azize en az bir yıl müsabakalardan uzak kalacaktır. Ertesi gün Pekin’de Bahri bu moral bozukluğuna rağmen tüm maçlarını kazanır. Her galibiyetten sonra koltuk değnekleriyle tribüne gelen Azize’ye el sallar ve Dünya Şampiyonu olur.

Türkiye’ye dönünce havaalanında Azize’yi koltuk değnekleriyle gören annesi Birgül Hanım gözyaşlarına boğulur. “Her sakatlıktan sonra âdeta kürkçü dükkanı gibi annemizin yanına gidiyoruz. O ise çoğu annenin aksine ‘vay oğluma ne oldu, kızımın başına ne geldi’ demek yerine bizi hep ‘iyileşeceksiniz’ diyerek teselli ediyordu. Sadece o gün beni öyle görünce ağladığına şahit oldum.” diyor Azize. Birgül Hanım öylesine alışmıştır ki çocuklarının sakatlığına, Bahri’nin birkaç kez kolunun kırılması, Azize’nin bugüne kadar 8 kez ameliyat olması, Çağrı’nın parmağını kırması, Tunç’un omzunun çıkması gibi olaylar onun spora pozitif bakmasını engelleyemez: “Spor yapıyorlar. Ülkeyi temsil ediyorlar. Sakatlık da olacak, sevinç de. Sporun doğasında var bu…” Çapraz bağları koptuğu için Azize’nin ameliyatı tam 8 saat sürer. Bir dizinden alınan bağlar diğer dizine monte edilir. Doktorların bir yıl spor yapamaz demelerine rağmen o, 6 ay sonra tekrar salonlara dönmeyi başarır. İkili şu an İstanbul’da 26-27 Ocak tarihlerinde yapılacak olimpiyat elemeleri için kamptalar. Hocaları iki kardeşin elemeleri geçip Pekin’de altın alacağından emin.

Azize evlensin, yuvasını kursun

Bahri bu sporu birkaç yıl daha sürdürüp bırakmak istiyor. Olimpiyatlardan sonra düğün var. Kız kardeşinin de öyle 30-35 yaşına kadar bu sporu yapmasını istemiyor. “24-25 yaşına kadar hedeflerimizi gerçekleştirmesini bekliyorum ondan. Sonra da yuva kurmasını istiyorum. Spora hizmet etmek istiyorsa bunu öğretmenlik yaparak sürdürebilir. Öyle vücudunu yıpratmasına hiç gerek yok.” 9 Şubat’ta 22 yaşına girecek Azize de abisiyle aynı şekilde düşünüyor.

Biraz da Çağrı’dan bahsedelim. Başlangıçta öylesine bu spora başlayan Çağrı şu an işi hayli sıkı tutuyor. Geçen yıl 72 kiloda Türkiye ikincisi olmayı başardı. Çağrı, abisinin kariyerinden bir hayli nasiplenmiş. “Okulda herkes beni ‘işte bu dünya şampiyonunun kardeşi’ diye parmakla gösteriyordu. Tekvandoya başladıktan sonra ise rakiplerim Bahri Tanrıkulu’nun kardeşi olmamdan dolayı benden çekindiler. Belki de abim elde ettiği bu başarısının tadını benim kadar çıkarmamıştır.”

Son söz anne Birgül Hanım’ın. Çocuklarıyla gurur duyan Birgül Hanım, bunca yıl sonunda en çok kendisinin rahat ettiğini söylüyor. Nedenini de bakın nasıl açıklıyor: “Tüm enerjilerini salonda attıkları için bizim evde hiç birbiriyle kavga etmediler.”

Bahri Tanrıkulu (30)

  • 1996 İtalya Turnuvası 2.si
  • 1998 Avrupa Şampiyonası 3.sü
  • 1999 Dünya Şampiyonası 2.si
  • 1999 İspanya Turnuvası 3.sü
  • 2000 Kore Turnuvası 1.si
  • 2000 Avrupa Şam.
  • 2001 Dünya Şam.
  • 2002 Avrupa Şam.
  • 2003 Dünya 3.sü
  • 2004 Olimpiyat 2.si
  • 2005 Üniversiad 1.si
  • 2006 Avrupa 2.si
  • 2007 Dünya Şam.

Azize Tanrıkulu (21)

  • 14 Türkiye Şampiyonluğu
  • Belçika Turnuvası 1.si
  • Hollanda Turnuvası 2.si
  • Almanya Turnuvası 3.sü
  • Avrupa Kupası 1.si
  • 2005 Avrupa Şampiyonası 1.si
  • 2005 Üniversiad 1.si
  • 2006 Dünya Kupası 2.si

Tunç Tanrıkulu (29)

  • 3 kez Türkiye Şampiyonluğu
  • 2 kez Türkiye Kulüpler 2.si
  • 2 kez Türkiye Kulüpler 3.sü
  • 2007 İslam Oyunları 1.si
  • 2005 Hırvatistan Tur. 1.si
  • 2002 İsmet Iraz Tur. 3.sü

Çağrı Tanrıkulu (19)

  • 2007 Türkiye 2.si

 

Powered by Web Agency
 

Bu yazıya 0 Yorum yapıldı.

Yorum yapmak ister misiniz?


    • >:o
    • :-[
    • :'(
    • :-(
    • :-D
    • :-*
    • :-)
    • :P
    • :\
    • 8-)
    • ;-)



    Yeni bir harf grubu için tıklayınız.